Alışveriş sepetinizde ürün yok.
RSS

Blog

TÜKETİCİNİN KORUNMASININ TARİHİ

İlk çağlarda ticaret üretmek, yaşamsal ihtiyaçları karşılamak, ürettiğiniz ürün veya hizmetlerin el değiştirilmesine yani takasa bağlıydı. Lidyalıların parayı (Sikke) bulmasıyla takas yöntemiyle yürütülen ticaret, yerini parayla alışverişe bırakmıştı.

 

Ticaretin Gelişmesi

Ticaret; paranın kullanılmasıyla daha da kolaylaştı, güçlendi ve uluslararası boyutta gelişti. Bu süreç zamanla rekabeti doğurdu. Ürün ve hizmet çeşitliliği kaliteyle birlikte arttı. Tekerleğin keşfiyle yeni pazarlar keşfedildi, ürün ve hizmet kaliteleri artarak ticaret, uluslararası düzeye ulaştı. Pazarların ardı ardına gelişmesi, Doğudan Batı’ya tüm dünyada ticaret yollarını da geliştirdi. Karayolu için “İpek Yolu” olarak tanımlanan hatlar, Denizdeyse “Baharat Yolu “olarak adlandırılmıştı. Tekerleğin icadı sonrası hayvan gücüyle yürütülen tüm ulaşım ve lojistik hizmetler, buharlı araçlara, katı yakıtlı ve sonrasında da petrolle çalışan araçları geliştirmişti. Bu süreç, barınma, konaklama, beslenme, giyim ve güvenlik gibi birçok sektörlerinin gelişmesine paralellik göstermiş, ticaret daha da çeşitli hale gelmişti.

Farklı coğrafyalarda üretilen ürünler, deniz aşırı pazarlarda da karşılık bulmuş, sanayi devrimini takip eden seri üretimlerle üretim kapasiteleri artmış, kırsaldan kente göç hareketini de beraberinde getirmişti. Rekabet, sadece fiyatta değil, kaliteyi, lojistiği, ambalajı, reklam tanıtım ve de hizmet çeşitliliğini sektörleştirmişti.

Arz talep ve rekabetin güçlenmesiyle ürün kalitesi, ambalaj, lojistik, reklam –tanıtım ve satış sonrasıgibi yepyeni pazarlama stratejileri doğdu. Ticarette uzmanlaşma, satış pazarlamadaki mesleki bilinci geliştirildi. Tüketicinin satın alma alışkanlıkları, ürün seçimi ve beğenisi yavaş yavaş değişime uğradı, global pazarlarda artan rekabetle pazarlamanın reklam ve tanıtımına dayalı tekniklerini geliştirmiş oldu. Kaliteli ve güvenli ürünler, satış sonrası hizmet güvencesiyle ticareti rekabete dayalı hale getirdi.

Tüketicinin korunması

Tüketicinin korunmasının tarihi, ilk insanlara ve ilk inanışlara kadar uzanır. Dinler ve ahlak öğretileri tüketicinin korunmasına, insan hakkı – kul hakkı nazariyesinden bakmış ve Eski Ahit’e kadar uzanan bu süreç, belli düzenlemeler ve cezai müeyyidelerle uygulanmıştır.

İnsanlığın ilk yazılı kanunları olarak bilinen Hammurabi Kanunlarında, Sümerlerde, Hititlerde ve eski Hint Kanun’larında tüketicilerin korunmasıyla ilgili düzenlemelere rastlanmaktadır. Yiyeceklerin korunması, ölçü ve tartıda dürüstlüğünün sağlanması gibi konularda da düzenlemeler yapılmıştır. Yine Selçuklu ve Osmanlı döneminde tüketicinin korunması kavramının kurumsallaşması ile ilgili önemli çalışmalar yapılmıştır.

Dünyada kabul edilen, ilk tüketiciyi koruma kanunu II. Beyazıt döneminde 1481-1512 tarihleri arasında hazırlanmış ve uygulanmıştır.

Cumhuriyet döneminde tüketicinin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler

Türkiye’de 1930 yılında başlayan standardizasyon çalışmaları, 1936‘da “Standardizasyon Dairesi” ve 1954’de de “Türk Standartları Enstitüsü (TSE)” kurulmuştur. 1960 yılı itibariyle de TSE Kurumu bugünkü yapısına kavuşmuştur

Avrupa Konseyince 24.07.1990 tarihlinde tüketici gerçek kişi olarak kabul edilmiş, ticari amaç gütmeden tüketim yapan kişiyi tüketici olarak tanımlamıştır.Sektörümüzde bu tanım, SON KULLANICI olarak kullanılmaktadır.

Türkiye’de tüketicinin korunması ile ilgili çalışmaların dönüm noktası,

“Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri alması teşvik etmesi, Anayasal güvenceyle ve bir dizi yasalarla yönetilmesiyle başladı.Bu dönemde (1992 Şubat) İstanbul Ticaret Odası organizasyonuyla yapılan ilk çalıştaya (sektörün en büyük markalardan birinin temsilcisi olarak) katılmıştım.Kanun yapıcılarla; marka yönetimi, mesleki etik, garanti koşulları, hizmetin aksamadan sağlanması ve sürdürülebilmesine katkı sağlamış olduk.Daha sonraki süreçlerde, Doğanın korunmasına yönelik Bakanlık düzeyindeki çalıştaylara STK Yetkinliği ile birlikte katılmış,

  • ATIK ELEKTRİKLİ EV ALETLERİ (AEEE) ve
  • OZON TABAKASINI İNCELTEN MALZEMELER (OTİM) gibi konularda

çevrenin korunmasına yönelik katkılar sağlamaya çalıştık. Ürününün üretiminden, pazarlamasına, kurulumundan satış sonrasına kadar tüm süreçleri takip ederek sektörümüz için iyi sayılabilecek veriler elde ettik. Bakanlıkların ilgili birimleri, Üniversiteler, Meslek Odaları, Dernekler, Marka Yöneticileri, Satış Pazarlama departmanları ve Satış Sonrası Hizmet yöneticileriyle bütüncül anlamda aktif olarak çalışmalarımız devam etmektedir.

Sonuç olarak hemen hemen her sektöre dayalı ürün ve hizmetlerin disipline edilmesinde Ticaret Bakanlığına bağlı İl ve İlçe hakem heyetleri, tüketicilerin şikayetlerine çözüm aramakta, mağduriyetlerin çözümüne katkı sağlamaktadır.

Kaynak: https://www.dagitimkanali.com.tr/2022/05/22/tuketicinin-korunmasinin-tarihi/

SEKTÖRÜN DİLİ


Değerli Dağıtım Kanalı Okuyucuları,

Ev Aletleri Teknolojileri sektörü;
Tüketici beklentilerine uyumlu, ekonomik, doğa dostu, dayanıklılık, fiyat, tasarım, güncel teknoloji gibi gün geçtikçe yenilenen ve rekabetin çok hızlı şekillendiği bir sektördür.
Üretimden, pazara, satıştan, satış sonrasına kadar bir dizi süreçlerle markalar bir birleriyle kıyasıya yarıştalar.
Bu süreçlerde büyüyen sektörümüz; Dünya pazarında yarışabilecek üretim gücü ve ileri teknolojik alt yapısıyla da ülke ekonomisine önemli katma değerler sağlamaktadır.
Ekonomiye yön veren sektörümüzün iç pazardaki dinamikleri, emek sahipleri, toptancı, tedarikçi, bayi ve servislerinden oluşan KOBİLERİMİZ e dokunmak istedik.

20. yılında Dağıtım Kanalı dergisi iş birliği ile sektörümüzün gizli güçlerini, dergiden ve ekranlardan tanıtmayı amaçlıyoruz.
KOBİLERİMİZİN sektöre bakışını, başarı hikayelerini, markalaşma çalışmalarını, öneri ve yorumlarını siz takipçilerimizle bu köşeden paylaşacağız.
Her ay bir başarı hikayesi, bir düşünce ve bir konu ele alarak, tecrübe ve deneyimlerin kitlelere ulaşmasına katkı sağlayacağız.

GEREKLİ ŞART, YETERLİ ŞART…
Sektörün sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini, faydalarını, sektörün eğilimlerini birlikten güç oluşturma gereğini ve yeterliliklerinin farkındalığını sağlayacağız.
Sektörün Dinamikleri olan; Beyaz Eşyadan Kombiye, İklimlendirme sistemlerinden, Isı pompasına, Bireysel klimadan, Küçük Ev Aletlerine, Tesisat Teknolojilerinden sektör tedarikçilerine kadar tüm işletmelerin sesi olmak, ortak paydalarda buluşmak ve yılların birikimlerini, yenilikçi fikirleri girişimcilerimizle paylaşma gereği ile yola çıktık.


Sektördeki çeyrek asırlık geçmişimizle ele aldığımız bu faydayı, meslektaşlarımızla paylaşmaktan büyük memnuniyet duyacağız.

Yer yer siz değerli sektör temsilcilerimizi yerinde ziyaret edecek, sektöre dair konuları ele alacağız.
Sektörde ilgimizi çeken iş modellerini, sektörün TV programı, OTORİTER de konuk edeceğiz.
Hikayelerini kendi ağzından dinleyeceğiz. Sektöre tanıtacağız, fark yaratıp, fark atacağız…

İşlermelerin faaliyet alanlarını buradan paylaşacak, tanıtacak, sektöre mesajlarlar verecek, sektörden veriler toplayarak çözümlerine katkılar sağlayacağız.
KISACASI, BU KÖŞEDE “ KENDİNİZİ ve SEKTÖRÜN GERÇEĞİNİ” GÖRECEKSİNİZ.

TELEVİZYON PROGRAMININ İÇERİĞİ;
Beyaz Eşya, Ankastre, Kombi, Klima, Tesisat, sektör tecrübelerini, başarılı İş adamlarımizi, Marka ve Marka Yöneticilerini, Bayiler, Yetkili Servisler, Üreticiler, Tedarikçilerimizi stüdyo ortamında başarı hikayelerini kendi ağızlarından ekranlara taşıyor, Sektörel STK faaliyetlerini tanıtıyor, tüketici ve çevre bilincine katkılar sağlıyoruz.

LÜTFEN BİZE, hikayenizi, fikrinizi, sorununuzu yazın, programa katılmak isteyen işletme ve duayenlerimizi yönlendirin.


Sağlıklar dilerim.

Saygılarımla.

YETKİLİ SERVİS “Kıçı RAPTİYELİ adam”


Sektörün ilde markalarının servis hizmetlerine yolculuğumuzda, mslektaşlarımızın samimi itiraflarına şahitlik ediyoruz.

YETKİLİ SERVİS, DERTLİ!

30 yıllık servisçi meslektaşlarımız, hiç bir dönemde bu kadar sahipsiz ve yönetim zafiyeti görmediklerine işaret ederler. İş modelleriyle ilgili bizden sonraki kuşaklara devretmek, evlatlarımıza yapılabilecek en büyük kötülük diyor ve ekliyorlar. Karlı bir sektör olmaktan çıktıklarını, fırsatını bulanların devir veya risklerini küçültüp sektörden uzaklaşmayı seçtiklerini görüyoruz. Süslü reklamlarla bezenmiş ürünlerin hizmetlerini sağlarken gösterdikleri özverilere rağmen günün sonunda enerjilerine karşılık alamayan bi dolu, çalışanlar. Sıklıkla değişen yönetimden dolayı, muhatapların ekip adaptasyonuna yansıyan olumsuzlar ve iş verimine etkilerini konuşuyorlar. İletişim teknolojilerinin çok hızlı güncellenmesine uyumda ekonomik yüklerin artması. Personel tutabilme, ihtiyacının karşılanabilmesi, işe adaptasyonu, verim alabilmedeki motivasyonları ve eksikliklerinden dert yanıyorlar.

KONULAR, KONULARI AÇIYOR,

DERTLER, SORUNLAR ve SERZENİŞLER…

Markaya sadakat ve bağlılıkta erozyon
İşe yatırım, (araç, dekorasyon, ekipman vs.)
Marka Yöneticilerinin aidiyet eksikleri.
Firmaların, yedek parça satışları, ek garanti ve diğer uygulamalarla ciro hedefleri
Tüketici memnuniyetinin izlenmesindeki (taraflı kararlar) etkileri
Sıklıkla değişen prosedür ve raporlama yükleri
Eğitim giderlerinin servis sağlayıcılarına yüklenmesi
Mesai kavramlarının çok ötesinde, performans talepleri
Bayiler karşısındaki statülerinin korunamaması
Hak edişlerin yıllarca değişmemesi
Ürün taşımada karşılaşılan riskler ve personellerin koşullarının iyileştirilmemesi
Genç girişimcilerin iş modeline ilgisizliği
İllegal faaliyetlerden doğan zararın önlenmesine dair, marka yöneticilerinin kayıtsızlıkları
SUBLİMİNAL MESAJ:

Bu markaların bayileriyle yaptığımız görüşmede, içi kan ağlayan kıçı raptiyeli adamlardan bihaberler…

Bu işler, için için nöbet geçiren hastalıklı ruhlara dönmüş de haberleri yok.

Ya MARKA YÖNETİCİLERİ,

Siyasetin dili gibi, günü ve koltuğu kurtaran en karlı olanı.

 

Referanslar: www.bulentmataraci.com

BEYAZ YAKA EGOSU

 

 BEYAZ YAKA (HUBRİS) 

Bu yazıda;

Kim ? Nerede? Neden? İ sorgulamak yerine,

Ben neredeyim? (i) bulabildiysek şanslıyız….

 

TANRISAL EGO ( HUBRİS – KİBİR SENDROMU)

Bu bir güç zehirlenmesidir. Buna eğilimli olma hali, bilinçaltında saklıdır.

Ne yazık ki, birçok alanda kendini gösteren bu hastalık, sektörümüze de büyük zararlar

vermektedir.


* Aşırı özgüvenleriyle, kendisi için öteki olan grubu açıkça hor görür.

İşlerin ters gideceğini düşünür, telaşlıdır, olumsuz uygulamalara neden olur.

* Kendilerine, üst irade tarafından (sürekli haklı olacağına dair) sarsılmaz inancı vardır

* Gerçeklik ile bağı kopmuştur, empatiden uzak, görüşlerinde koşulsuzdurlar.

* Tezcanlı‚ vesveseli‚ huzursuz ve dürtüsel eylemler sergilerler.

İnsanı inceleyen bilim, kişilerin bakış acılarına göre belli katagorilere ayırır, değer yargılarıyla sınıflandırılır, bu yargılara göre ödüllendirilir veya cezalandırılır.

Hayatımızın % 5 ini BİLİNCİMİZ, % 95 İ BİLİNÇALTIMIZ yönetiyor.

Bundan hareketle, konulara yaklaşımınız veya vereceğiniz kararda bilinçaltınız ve
başkalarının davranış ve sözleri etkili oluyorsa, YÖNETİLİYORSUNUZ demektir.

 Ego; Kendin hakkındaki gizli düşüncen, kendini üstün görme çaban, sürekli beğenilme arzun,

olmadığın insan gibi davranma, hatalarınızı ve eksiklerinizi gösterenden uzaklaşma,
nefret etme…

ÖZGÜVEN; Niteliklerinle yapabildiklerinin farkındalığı, daha çok öğrenme, deneme, araştırma,
bilgi sahibi olma, yeteneklerin geliştirilmesi, güçlendirilmesi, tecrübeye açık olma.

Bunlar, egoda yoktur.

Öz farkındalık eksikliği, EGONUN ESİRİ olma halidir.

 

Davranışınız ile değer ve standartlarınız, iç görünüzün yansımasıdır.

Etkili iletişim, kontrollü egodur.


Bu lafları durduk yere eder miyiz? Elbette hayır (!)

Sektörde Teknik altyapı, müşteri hizmetleri yöneticisi, satış, pazarlama

tamı tamamına 28. Yılım.

DENEYİMLERİM;

Kurumsal yöneticilik, Kurumlara danışmanlık, iş veren ve STK faaliyetlerim hatta sektörel

TV programı (yapımcı ve sunuculuğu), sektör dergimiz ( Dağıtım Kanalı Dergisinde) makale

yazarlığı.

Gördüm ki, başarının önüne set çeken, ego esaretidir.


Toplum ve eğitimdeki her türlü değer erozyonları, (sözüm meclisten dışarı) merhametli, adil

ve namuslu aydınların yetişmesine engel olmaktadır.

 

 

 SAHİBİ DE OLSANIZ, KENDİNİZİ MARKANIZIN ÜZERİNDE GÖRMEYİN


Toplum yönetiminde en etkili unsur, kendi kültürünü ve hedef kitlenin beklentilerine

uyumlu olabilme halidir. Moda terimle (elektrik) bu hissiyatla yakalanır.


Sektörün marka yönetimindeki en önemli açık, sosyal bilinç eksikliği yaşayan egolu

Yöneticilerdir ve yönetmekte oldukları marka ve kurumsal yapıya çok önemli zaraları vardır.


Bir şeyi anlamak için durmak gerekiyor... Durup, düşünme halidir bu.

Uygulamalarınıza, hedef kitlelerin tepkilerini ölçebildiğiniz sürece yönetebilir, bazen durmak, hatta geri adım atmak doğru olandır. Buna profesyonellik denir.


Bir yönetici; konulara bakışı ve karar mekanizmasını, organizasyonlara olan sorumlulukla ele almalıdır.

O günkü ruh hali, bireysel sorunları, iş yoğunluğu, takımının performansı hatta çok keyifli bir
anı gibi etkenleri bertaraf edebilmeli, kararlarını benliğinden arınarak verebilmelidir.


Fikirleri; sakin bir ruh haliyle yeniden değerlendirmeli, bakması gereken açıyı iyi

yakalayabilmeli, olumlu ya da olumsuz yanlarını daha net ölçümlendirebilmelidir.

Hayır da diyebilmeli, evet de….

 


Kurumsal tavır; organizasyona sorumluluk, kurumsal ifadeler, esnek, takım

çalışmasına uyum, diplomatik eylemlerle mümkün olabiliyor.

Markayla ve sektörle bütünleşebilmek, adınızdan söz ettirmek ve kalıcı olabilmek için

kaçınılmaz bir yol haritasını ben paylaşmış oldum, üstüne alanlara selamım olsun.

 

 

Referanslar: www.bulentmataraci.com

 

 

 

SU, AYAK İZİ !

   

 

25 LİTRE gün/ kişi 


SU, AYAK İZİ !
Bir kişinin ortalama tükettiği su miktarına SU AYAK İZİ denir.
TÜRKİYE; SU STRESLİ ülkeler sınıfındadır.
İstanbul, kişi başı SU TÜKETİMİ; 190 litre/ gün
RİSK NEDİR?


SUYU VARKEN KORUYUN !...

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmasına rağmen aşırı sıcaklıklara sahip “yarı kurak” bir bölgede yer almaktadır. Türkiye’ye düşen ortalama yağış miktarı (643 mm ile) dünya ortalamasının oldukça altındadır.

 

Yarının suyunu kurtarmak için, hemen !

Su, yaşamın, geçim kaynaklarının ve refahın bir kaynağıdır.
Su; atmosfer ve toprak arasında sürekli akan ve sonu olan bir değerdir.
Su güvenliğini sağlamak için, su kaynaklarını geliştirmek, doğru yönetmek, tasarrufa yönelik teknolojiyi kullanmak ( Tasarruflu çamaşır, bulaşık makineleri, tasarruflu kombi ve petekler, su koşullandırma ekipman ve cihazları, çift fonksiyonlu klozetler, tasarrufu bataryalar, sarfiyatların geri dönüşümlü kullanımında, çocuklukla gelişebilecek öğretilerle bireysel - toplumsal olarak katılımcılık göstermek gerekmektedir.

SİNGAPUR; Arıtma su ve geri dönüşümle susuzluğun önüne geçmiştir.

Ünlü ekonomist Adam Smith, 1776 yılında ekonomi dünyasına sunduğu elmas-su paradoksunda, insanların kendi hayatları için çok önemli ve elzem olan suya değer vermek yerine, insan hayatı için bir değeri olmayan elmas gibi madenlere çok daha yüksek miktarlarda ödeme yapmayı tercih ettiklerini belirtir !...
Bu çelişki, Adam Smith’in de söylediği gibi;
“Her şeyin gerçek bedeli, yani onu elde etmek isteyen kişiye gerçek maliyeti, onu elde etmek için harcanan çaba ve zorluktur.” sonucuna götürmektedir.

 

 Su Kıtlığı Nedir?

Türkiye’nin 2030 yılında su sorunu yaşamaması için neler yapabiliriz ?
Bir ekosistem; tüm canlıları (bitkiler, hayvanlar ve organizmalar), onların birbirleriyle ve cansız ortamlarla (hava, yeryüzü, güneş, toprak, iklim, atmosfer) etkileşimlerini içerir.
Ekosistemin en önemli parçası olan su, ekosistemin gücü olarak adlandırılmaktadır.
Ekosistemdeki su ihtiyacı aynı zamanda küresel su kullanımının hayati bir bileşenidir.
Su, tüm sosyo-ekonomik gelişim ve sağlıklı ekosistemin devamlılığı için gerekli bir kaynaktır. Yeryüzünde su miktarı yıllar içinde sabit kalmaktadır. Nüfus, tarımsal ve endüstriyel su kullanımı arttıkça, su kaynakları üzerindeki baskı da derinleşmektedir.
Arz ve talep arasındaki dengesizlikler, SU KITLIĞI adı verilen küresel bir sorunu ortaya çıkarmaktadır.
Su kıtlığı; su stresi, su sıkıntısı veya eksikliği, su krizini içermektedir.
Tarımsal ve endüstriyel su kullanımı arttıkça, su kaynakları üzerindeki baskı da derinleşmektedir.

Su kıtlığı kavramı ikiye ayrılabilir:
Fiziksel su kıtlığı
Ekonomik su kıtlığı.
*Fiziksel su kıtlığı, bir bölgenin talebini karşılamada doğal su kaynaklarının yetersiz olmasının bir sonucudur.
*Ekonomik su kıtlığı ise, yeterli doğal su kaynaklarının kötü bir şekilde yönetilmesi sonucunda oluşmaktadır. Su kıtlığı genellikle yağışların az olduğu bölgelerde meydana gelse de, insan faaliyetleri, nüfus yoğunluğu, yoğun tarım ve yoğun su talep eden sektörlerin de etkisiyle farklı bölgelerde de sorun yaratabilmektedir.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacıları (Schlosser, ve diğerleri, 2014) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, dünyada öngörülen 9,7 milyar insan nüfusunun yaklaşık %50'sinin 2050 yılı itibarıyla orta derecede stresli su kaynağı koşullarına sahip olması beklenmektedir.
Julie C. Padowski (2015) tarafından yazılan bir makaleye göre, su kırılganlığı 119 düşük gelirli ülkede sadece bir endişe değil mevcut bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

YARININ SUYU projesi; FOX TV de… İZLEYİNİZ.
Sektör Dernekleri; TESİDER Tesisat Teknolojileri Derneği ve SHD Satış Sonrası Hizmetler Derneği sivil toplum misyonuyla destekliyoruz.
Geniş Bilgi; www.yarininsuyu.com iletişim kanallarından detaylı bilgi edinilebilir.

www.bulentmataraci.com

OTORİTER'DE DUAYEN BİR KONUK; LEVENT TAŞKIN

Kaynak: www.bulentmataraci.com

KÜRESEL ISINMA

2022’de beklenen iklim değişikliği raporu sınıfta çaktı!

2014 yılında açıklana ve 2022 yılında baş göstereceği yayınlanan felaket raporu…

Yıl, 2022, bekliyoruz…

Son 72 yılın en yoğun kar yağışıyla karşı karşıya kaldık.

Kuraklıklarla mücadele, barajlarda günden güne azalan su oranları ve tabiat elden gidiyor kaygıları ve yağmur duaları…

Yılın henüz 3. ayı ve barajlardaki su oranının taşkın seviyesine gelen dolulukları…

Tabiat kendini yeniledi, ya felaket senaryoları?

Gelelim asıl meseleye…

Bu kaynaklara bir göz atalım;

KAYNAK; Avrupa İklim Vakfı CEO’su Laurence Tubiana de, “Bu rapor, iklim değişikliğinin zaten insanları öldürdüğünü, doğayı yok ettiğini ve dünyayı daha fakir hale getirdiğini acımasızca hatırlatıyor. Üç ay önce Glasgow’da COP26’da tüm büyük ekonomiler iklim hedeflerini güçlendirme konusunda anlaştılar – ve iklim ile ilgili tehlike bölgesine girerken, 2022’de yeni iddialı hedefler içerin planlar sunmaları hayati önem taşıyor. Artık mazeret ve yeşil badana olamaz.” açıklamasını yaptı.

İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Çalışma Grubu II’nin Altıncı Değerlendirme Dönemi (AR6), “İklim Değişikliği 2022: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık” raporu yayınladı. 270 yazar ve 195 hükümet tarafından nihai hale getirilen ve onaylanan II. Çalışma Grubu raporu, IPCC’nin AR5’i 2014’te yayınlamasından bu yana iklim değişikliğinin etkilerine ve buna uyum sağlama stratejilerine ilişkin en büyük değerlendirme. Raporun yazarlarıyla diyalog halinde hükümet temsilcileri tarafından onaylanmak üzere satır satır incelenen metin, 14 Şubat ile 26 Şubat tarihleri arasında fiilen gerçekleştirilen genel kurul oturumunun tamamlanmasıyla yayınlandı. Rapor, iklim değişikliğinin ekosistemler ve toplumlar üzerindeki etkilerini, bunların kırılganlıklarını ve mevcut ve gelecekteki değişikliklere uyum sağlama kapasitelerini göz önünde bulundurarak inceliyor. Artan emisyonların insanlar ve çevre için oluşturduğu riskleri vurguluyor ve farklı bölgelerin ve doğal sistemlerin güvenlik açıklarını analiz ediyor.

Birçok kaynaktan da görüleceği üzere;

Uluslararası Komisyonlarca;

195 hükümet yetkilileri, üniversiteler, çalışma grupları, sektör otoriteleri ve 270 yazarın katılıyla çıkan rapora göre;

2014 yılında yayınlanan ve 2022’de beklenen iklim değişikliğinin etkilerine şöyle bir göz atalım.

2022’de bizi bekleyen felaketler raporunda özetle neler var?

  • İklim değişikliklerinin hayati önem taşıdığı
  • Eko sistem ve toplumlar üzerindeki etkileri
  • İnsan ve doğanın uyum sağlayamayacağı riskler
  • İnsan refahının göreceği zararlar ve ölümler…
  • Bitki ve hayvan türlerinin yok olma tehlikesi
  • Canlılar ve çevre için oluşturduğu riskler
  • Mevcut ve gelecekteki değişiklikler
  • İnsan kaynaklı sera gazı emisyonları
  • Daha fazla ısınma,
  • Doğal dengenin bozulması
  • Doğayı yok etme
  • Kırılganlıklar
  • Yangınlar
  • Katlanılmaz ve geri döndürülemez riskler
  • Gezegen için tehditler
  • Sıcaklık artışına bağlı gıdada üretim düşüklüğü
  • Su kaynaklarının azalması,
  • Kıyı yerleşkelerinin riskleri
  • Ulusal ekonominin olumsuz yönde etkilenmesi.
  • Aşırı hava olayları
  • Kıtlıklar
  • Sağlık sorunları ve daha da fazlası

Kendi sektörümle ilgili sivil toplum çalışmalarının başlatılması, kurumsal kimlik kazandırılması, sürdürülebilir çalışmaları kamu kurumları ve özel kuruluşlarla paylaşmak, sektörel alanda AB kriterlerine uyumlu meslek edindirme ve sektörün disipline edilmesine katkı, ulusal basın, yazılı ve görsel basında yayıncılık, paneller ve daha niceleri…

Çevre bilincine katkı amacıyla Çevre Bakanlığının Ankara çalıştayına bizzat katıldım.

Atık Elektrikli Ev Aletleri’nin (AEEE Yönetmeliği) (belediyeler tarafından toplanması) engellenmesine, çok emek verdiğimiz Satış Sonrası Hizmetler Derneği misyonuyla katkı sağlayarak başarmış olduk.

Diyeceğim o ki!…

Sivil Toplum yetkilisi olarak 2014’de açıklanan, İklim Değişikliği Bilimsel Raporu, 2022 yılında beklenen sonuçlar bakımından düşündürücüdür. Bilimsel çalışmalar; uzman görüşleri, bir dizi çalışamlar, know – how kaynakları ve yetkinlik isteyen ve kamuoyuna belli disiplinle açıklanır. Sonuçları, yine aynı komisyonlar ve deklere edildiği, kamuoyu tarafından izlenir. Sektörel alanda bilince katkı bakımından, değerli çalışmalarıyla yakından takip ettiğim İSEDA (İklimlendirme Soğutma Eğitim Danışma Araştırma Derneği) görüşlerini not etmek isterim.

İSEDA’ ya göre; kış şartlarının ağırlaşması, yaz ve kış aylarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, sera etkisine bağlı; hava akış dengesinin bozulması, yaz aylarındaki aşırı sıcak ve buharlaşma, kirli ve yoğun havanın yarattığı orantısız bloklar, yağış bulutlarının sıklığı ve dengesiz yağmur yükleri, metrekareye düşen yağmur suyu yoğunluğuna bağlı selleri işaret etmektedir.

Bu bakımdan;

2022 yılı için beklenen sonuçlar için oluşturulmuş raporlar, genel olarak açıklanmaya muhtaç sonuçlar gösteriyor. Sonuçların ertelenmiş olması, rafa kalkması anlamına gelmez elbette…

BİR KÜÇÜK NOT;

İnsanın aklına gelmiyor değil ya!…

Korku imparatorluğu ve yeni fırsatlar, emisyonların azaltılmasına yönelik önlemler, yeni iş sahaları ve fırsat stratejileri. Elbette atmosfere salınan gazların azaltılması, sanayileşmenin artmasıyla atıkların geri dönüşümleri, yenilenebilir enerji sistemlerinin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Dünyada alınan tedbirlerin coğrafyamızdaki etkileri izlenmeli, önlemleri alınmalıdır. Ancak ve ancak, yaşanası dünyayı felaket senaryolarıyla iç etme hakkına da sahip değiliz. Tabiat kendini, her gecenin sabahında yenilenmiş olarak bulur.

Umuda yolculuk, böyle başlıyor.

Sevgiyle kalın.

Kaynak: www.bulentmataraci.com

HİJYEN ARTIK ÜRÜN TERCİHİNDE İLK SIRADA

Kaynak: www.bulentmataraci.com

PANDEMİ SEKTÖRÜ !

Yorumlar(0)
BUZDOLABI KULLANIMINDA ENERJİ TASARRUF TEDBİRLERİ

 

 

Cihazın ihtiyacınızın üzerinde bir ürün olmadığına dikkat ediniz.Muhafaza edilecek gıdalarda ihtiyacınızın üzerinde yükleme yapmayınız.Gıdaları üzerleri kapalı olarak muhafaza ediniz.Dipfrizde saklanan gıdaları yemeklik ölçülerde muhafaza ediniz.Cihazı ısı kaynaklarından ( ocak, fırın, radyatör, güneş ışığı v.s.) uzak tutunuz.Kapılar zorunlu olmadıkça açık bırakılmamalıdır.Kondanser temizliği her 6 ayda bir yapılmalı (tozlanma soğutucunun verimini düşürecektir).Cihaz mevsim koşullarına uyumlu ısı aralığında çalıştırılmalıdır. Buzların tazelenmesi esnasında, eski buzları soğutucu bölüme koyarak soğutmaya katkı sağlanır.